Küllerinden yeniden doğmuş bir şehir; Lizbon

İstanbul ve Roma gibi yedi tepeli bir şehir olan Lizbon, 1260 yılından beri Portekiz’e başkentlik yapmaktadır.  1 Kasım 1755 tarihinde saat 09:30’da Atlantik  Okyanusu‘nda Cabo de São Vicente’den 200 km. batıda meydana gelen depremin, o dönemde Richter Ölçeği olmadığı için 9 şiddetinde olduğu tahmin ediliyor. Tejo Nehri’nin oluşturduğu haliç üzerine kurulu olan Lizbon, depremden ötürü oluşan tsunami nedeni ile, hem dev dalgalarla, hem de Kutsal Azizler günü için kiliselerde yanmakta olan mumların devrilmesi sonucu büyük yangınlarla çok büyük bir yıkım yaşamıştır. Bu felakat sonrası 60.000 ila 100.000 kişinin öldüğü tahmin ediliyor. Bu felaket sonrası Portekiz İmparatorluğunu eski ihtişamı kaybetmiş tüm kaynaklarını kentin yeniden inşasına ayırmış.

Tejo Nehri üzerinde yer alan iki köprüden biri Lizbon ile Setubal’i bir birine bağlayan, eski adıyla Salazar Köprüsü, Karanfil Devrimi sonrası değiştirilen adı ile 25 Nisan Köprüsü’dür. Golden Gate Köprüsünü inşa eden mühendisler tarafından yapılmış ve 6 Ağustos 1966’da açılmış olan bu köprüden tren ile de karşıya geçebiliyorsunuz. Diğer köprü ise 17,2 Km uzunluğu ile Avrupa’nın en uzun köprüleri arasında yer alan Vasco da Gama Köprüsü’dür. Portekizli kaşif Vasco da Gama’nın deniz yolu ile Hindistan’a gidişinin 500. Yıl dönümünde, 29 Mart 1998’de açılmış.

Rua Augusta yani bizim İstiklal Caddesine benzeyen caddesinde gezebilirsiniz. Arco Triunfal da Rua Augusta’nın yani büyük taç kapının önüne geldiğinizde sol tarafındaki girişten alacağınız bilet ile kapının üzerine çıkıp manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Ya da bu kapının altından geçerek, Praça do Commercio yani Ticaret Meydanına çıkabilirsiniz. Bu meydanın solunda bira müzesi var. İçini gezemeseniz bile özel yapım bira bardaklarından almanızı öneririm. Müzenin girişinde Pasteis de Bacalau yapan bir büfe var Cot fish ve özel bir peynir ile yapılan bir çeşit içli köfte mutlaka tadına bakın. Çıkışta meydanın sağında küçük bir büfe de çikolatadan yapılan şat bardakları ile Cherry Likörü yani Ginginja içebilirsiniz. En eski Ginginja’cı ise Rossio Meydanında kime sorsanız gösterir. Eskiden Portekizli denizciler getirdikleri her türlü ürünü bu meydana indirip, burada kurulan pazarda satarlarmış. Rua Augusta’ya paralel caddelerden sağındaki eskiden Gold Way solundaki cadde ise Silver Way olarak anılırmış, denizcilerin getirdiği altın ve gümüşler buralardaki dükkânlarda satıldığı için günümüzde hala antika sayılabilecek kuyumcular bulunuyor.

Vakitiniz kalırsa bu kapıya gelmeden, kapıyı karşına aldığında yine solda kalan bir müze var tasarım müzesi giriş ücretsiz, hem yeni hem eski antika sayılabilecek birçok çalışma var 1 saat veya daha az zamanda gezilebilir.

Praça do Commercio meydanında turlayın, Rio Tejo ( Hiyo Teyo Hırlak bir h ile söylüyorlar) nehrin kenarına gittiğinizde İstanbul Boğazına bakar gibi oluyorsun buradan bir kaç fotoğraf alabilirsiniz. Meydanın olduğu yerde nehire sırtınızı verdiğinizde sağ taraf Alfama, sol taraf Belem tarafına gidiyor. Alfama Fado’nun doğduğu yer olarak kabul edilse de yaşlı bir Portekizli aslında Fado’nun Mouraria semtinde doğduğunu söylemişti. Portekizli denizciler denize açıldıktan sonra yakınları onları bir daha onları göremeyebileceği düşüncesi ile denizcilerin arkasından söyledikleri bir çeşit ağıtmış, kelime anlamı da kader! 

Nehir kenarından, nehri sağınıza alıp devam ettiğinizde Alfama tarafına ve Fado müzesinin olduğu meydana ulaşırsınız. Ara sokaklarında mutlaka gezmelisiniz. Burası biraz bizim Sulu Kuleye benziyor. Aslında burası için tavsiyem kale tarafından yürüyerek inmeniz olur. Çünkü ciddi yokuşlar var. Meşhur 28 nolu Tram ile Graça yönüne giderken Panteon’un olduğu durakta inerseniz Miradouro de Santa Luzia’dan ( miradouro bakı noktası demekmiş) güzel fotoğraf kareleri alabilir yine nehre sırtınızı verip, karşınıza çıkan ara sokaklarından biraz yokuş çıktığınızda kaleye çıkarsınız. Böyle yerlere giriş için tur otobüslerini takip edip olmadıkları zaman hemen sıraya girmen iyi olur yoksa çok sıra beklersiniz. Direk nehre doğru ara sokaklardan inerseniz Alfama’ya, tram yolunu takip edip inerseniz en eski katedrali olan Sé de Lisboa’nın önünden yine Rua Augusta’ya inersiniz, buraları gezmesi çok keyiflidir.

Tram yolu üzerinde yokuş aşağı inerken Katedral’e gelmeden tam mesafe veremem ama sağda bir mağaza var zemini çakıl taşlı mozaik bir yer, çok güzel tasarım ürünler var. Aslında yol boyu şık şeyler hediyelikler bulabilirsiniz. Hatta her yerde sardalya figürü göreceksiniz. Sardinhas Festas de Lisboa dedikleri Sardin festleri var 12 Haziran’da aynı zamanda Lizbon Azizini de anıyorlar, o gün Rio Karnavalı benzeri çok büyük organizasyonlar oluyor. Festival zamanı her sokak başında ızgara sardalya bulabilirsin. Ancak bir konuda uyarmam gerekir Portekiz’de genellikle ızgara balıklar temizlenmeden direk denizden çıktığı gibi ızgara ediliyor. Lezzeti bozulmasın diye böyle yapıyorlarmış, sadece kızartma balıklar temizleniyor.

Balıklara değinmişken Rua Palma Caddesi üzerindeki Ayhan Sicimoğlu’nun da programında yemek yaptığı Cervajaria Ramiro’yu ve Avenida Liberdade yani bağımsızlık bulvarı üzerindeki Ribadoru’yu enfes deniz ürünleri yiyebileceğiniz yerler olarak tavsiye edebilirim. Buralarda Sarımsaklı Karides yemeden dönmeyin 😉

Belem tarafına Praça do Commercio meydanından 15 nolu tram ile gidebilirsiniz ama çok turist gittiği için acayip sıra oluyor ve hafta sonları sefer sayısı da az olunca çok vakit kaybı oluyor. Eğer böyle bir durum varsa hiç vakit kaybetmeyin  taksi ile gidilebilir taksi fiyatı makul oluyor. Çünkü o turistlerin hepsi bir de Jeronimos Manastırına ve Belem Tower’a girmek için de sırada oluyor ve hali ile bir günün yarısını sıra bekleyerek geçirmeniz mümkün. 

Belem’de görülmesi gereken yerlerden Jeronimos Manastırı 1983 yılında Unesco Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış, Manuelin tarzında yapılmış ve baharat ticareti ile finanse edilmiş bir manastırdır. Vasco da Gama’nın ve bazı ünlü edebiyatcıların mezarı manastırın içinde yer almaktadır. Lizbon’da yemeden dönmeyeceğiniz şeylerden biri olan Pastel de Nata’yı ilk bu manastırdaki Rahiplerin Manastıra gelir elde etmek için kendi geliştirdikleri öğrenmiştim. Manastırın sırasında meşhur Pasteis de Belem Pastanesini önündeki uzun kuyruktan tanıyabilirsiniz.

Belem Tower da yine UNESCO Dünya Kültür Mirası ve Portekiz’in 7 harikası listesinde yer alır. 30 Metre yüksekliğinde Kule 1519 yılında Tejo nehrinin ortasına Lizbon’u korumak amaçlı yapılmıştır. Ancak 1755’deki büyük depremde nehir yatağı değiştiği için kıyıya yakın bir noktadadır ve kısa bir köprü üzerinden kuleye giriş yapılmaktadır.

Kâşifler Anıtı ise 1940 yılında 15. ve 16. Yüzyılda Portekizli denizci ve bilim adamlarının yaptıkları keşiflerin anısına yapılmıştır. Yandan bakıldığından yelkenliye benzeyen anıtın üzerinde bu bilim adamları ve denizcilerin heykelleri yer almaktadır. Bunun önünde yer de ise bir dünya haritası bulunmaktadır.

Chiado meydanında Manteigaria isimli pastane de taze Nata çıkınca çan çalışıyor ve turistler hemen orada da sıra oluyor. 

Chido keyifli bir yer ve bir üst caddesi Barrio Alto yani yüksek mahalle demek. Lizbon’un zenginleri burada yaşarmış ama şimdilerde gece hayatı ile ünlü bir yer ve bizim Beyoğlu’a benziyor biraz. Belem sonrası akşam üzeri burada Chido meydanda Cafe Bernard veya Cafe Brasileira da yemek yiyip, Barrio Alto sokaklarını gezip bir şeyler içebilirsiniz. Rua da Misericordia caddesi üzerinde Gloria asansörün tam karşılarına denk gelen büyükçe bir kapısı olan Instituto dos vinhos do douro e do porto var yani Porto Şarap Enstitüsü. 10-20-30 yıllık şarapların tadımı yapılıyor. Yine bu asansörün yan tarafında bir Miradouro daha var şehir manzarasını görebilirsiniz.

Chido meydandan Calçada do Combro caddesi üzerinde ilerlersen ( 28 ve 28E tram hattının geçtiği yol ) solda Miradoru tabelası göreceksin oradan sola dön Miradoru Santa Catarina’ya ulaşırsın. Bu sokak boyunca yan taraflardaki sokaklarda şehrin inişli çıkışlı bol merdivenli sokaklarını görebilirsiniz. Miradoru’nun harika manzarasında gençler içkilerini yudumlar. Bir de burada Restaurante Pharmacia var ilginç bir yer görün mutlaka.

Vaktiniz olursa Avenia Libardade de yürüyün, keyiflidir. Sonunda Marques de Pompal meydanı var. Bu bulvarı büyük depremden sonra Marques de Pompal projelendirmiş. Bu projeler çizilirken bu genişlikte bir caddeye ihtiyaç olmadığını söyleyenlere şimdi yok ama ileride ihtiyaç olacak demiş. Portekizliler, böyle geniş caddeleri o yıllarda düşünüp yaptığı için çok ileri görüşlü olduğunu söyler ve ayrıca saygı duyarlar. Kafelerinde bir şeyler içebilirsiniz. Meydanın arkasında Edwardo Parkı var  güzel devasa bir park yazın buralarda konserler festivaller oluyor.

Elevator Santa Justa yani tarihi asansöre binmek için sıra beklemeyin Chido’da Rua Garrett’den Calçada Sacramento sokağına dönün (yokuş yukarı çıkarken sağda) bu caddenin sonunda bir meydan var keyifli bir yer sağda asansörün çıkış kısmı var buradan girişler ücretsiz aşağıdan yukarıya hem çok sıra oluyor hem biletli. Eğer 3 günlük turist bileti alırsanız o bileti kullanabilirsiniz sanırım. 45 Metrelik bu asansörün en tepesine çıktığınızda iki mahalle arasındaki kot farkını da net bir şekilde görebiliyorsunuz.

Lisbon Lisboa lizbon portugal portekiz vinho nata pasteisdebacalhau

Feb 29th, 2016

Add A Comment